home icon ile ilgili görsel sonucu Prof. Dr. Özcan UZUN
Psikiyatri Uzmanı
İlgili resim  gplius[1]  researchgate-logo
   
SOMATİK BELİRTİ BOZUKLUĞU

 

Fizik muayene ve laboratuvar araştırmaları sonucunda tıbbi hastalıklarla açıklanamayan birçok somatik semptomun bulunmasıyla karakterize bir bozukluktur. Ağrı başta olmak üzere, halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı gibi birçok sistemi ilgilendiren, canlı, bir miktar abartılı, çok sayıda fiziksel belirtinin bir arada olması tipik özelliğidir. En sık olarak baş, karın, sırt, eklem, ekstremiteler, göğüs, rektum, menstruasyon ağrıları gözlenir. Yutma güçlüğü, bulantı, şişkinlik, kusma, diyare, yiyeceklere tahammülsüzlük, nefes darlığı, cinsel isteksizlik, ereksiyon, ejekülasyon, menstruasyon düzensizliği, uyuşma, güçsüzlük, titreme gibi belirtiler de somatizasyon bozukluğunda sık görülen belirtilerdendir. Hastalar ayrıntılı, ancak niteliği belirsiz, kesinlikler taşımayan, tutarsız ve karmakarışık bir tıbbi öykü verirler. Bedensel yakınmaları için sıklıkla doktora gitmelerine karşın depresyon ya da anksiyete eşlik etmediği sürece genellikle psikiyatrik başvuruda bulunmazlar ve gereksiz tıbbi ve cerrahi uygulamalar bakımından risk altındadırlar.

 

Belirtileri hiç bir organik hastalığa uymadığı için ve verilen fiziksel tedavilerden fayda görmedikleri için çoğunlukla hekimlerin çaresiz kaldıkları bir hastalık grubudur. Üstelik muhtemelen bu çaresizlik duygusunun yarattığı öfkeyle “senin bir şeyin yok, numara yapıyorsun’a kadar varabilen deontoloji dışı davranışlara girebilmektedirler. Bu hastalık grubu için unutulmaması gereken nokta; hastalık belirtilerinin bilinç dışı mekanizmalardan dolayı ortaya çıktığıdır. Yani, hasta “numara yapmamaktadır”.

 

Genelde yakınmalarını dramatik, emosyonel ve abartılmış bir tarzda, canlı ve renkli bir dille anlatırlar. Bağımlı, benmerkezci, hayranlık ve övülmeye aç, manupilatif olabilirler. Sıklıkla majör depresyon, kişilik bozukluğu (örneğin histrionik kişilik bozukluğu), yaygın anksiyete bozukluğu ve fobiler tabloya eşlik eder. Yeni stresörler ile veya stresin artması ile hastalık belirtilerinin alevlenmesi ve sıklaşması arasında ilişki vardır.

 

Somatizasyon bozukluğunun genel popülasyondaki yaşam boyu prevalansının %0.1-0.5 olduğu bildirilmektedir. Kadınlarda erkeklere oranla 5-20 kat daha fazla görülür. İlk basamak tedaviye başvuran hastaların %5-10'unun somatizasyon bozukluğu tanı ölçütlerini karşıladığı bildirilmektedir. Daha çok eğitim düzeyi düşük ve yoksul kişilerde görülür. Çoğunlukla genç yaşlarda başlar.

 

Ayırıcı tanıda müphem veya çoğul somatik belirtiler veren tüm fiziksel hastalıklar akla gelmelidir. Bunlar daha çok kollojen doku hastalıkları ve endokrin bozukluklardır (örneğin; multiple skleroz, hiperparatiroidi, porfiri). Belirtiler fiziksel bir hastalıkla karışabileceği gibi, altta yatan fiziksel hastalık da tabloyu karıştırabilir. Psikiyatrik hastalıklar içinde majör depresyon (maskeli depresyon), yaygın anksiyete bozukluğu, şizofreni ilaç yan etkileri, alkol ve madde kullanımı, hipokondriazis, konversiyon bozukluğu ve yapay bozukluk ile ayırıcı tanısı yapılmalıdır.

 

Ayırıcı tanıda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, tıbbi hastalıkların dışlanmasıdır. Anemi, multiple skleroz, kronik enfeksiyonlar, romatoid artrit gibi birçok tıbbi hastalıkta da değişik sistemleri ilgilendiren çok sayıda yakınma ortaya çıkabilir. Tıbbi hastalıkların tanısında fizik muayene ve laboratuvar bulguları yol gösterici rol oynar. Belirtilerin fonksiyonel bir hastalığa ait olduğunu gösteren ipuçları şunlardır.

1. Sistemik tıbbi hastalıkların başlangıcında hiçbir fizik ya da laboratuvar bulgu elde edilememesi mümkündür. Ancak zaman içerisinde bulgular yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Halbuki somatizasyon bozukluğunda yıllar geçmesine karşın hiçbir fiziksel ya da laboratuvar patolojik bulgu görülmez.

2. Tıbbi hastalık şüphesi taşıyan hastaların konu ile ilgili tetkikler yapıldıkça ve hiç bir patolojiye rastlanmadıkça rahatlaması beklenir. Halbuki somatizasyon bozukluğu olan hastalar patolojik bulgu çıkmadıkça rahatlayacaklarına, giderek daha çok sıkıntı çekerler.

3. Yakınmalar hastanın hayal gücü doğrultusunda ortaya çıkar ve hiçbir hastalığın belirtilerine uyum göstermez. Somatizasyon bozukluğu genellikle stresli yaşam olayları ile alevlenen, kronik dalgalı bir seyir izler. Alevli dönemler genellikle 6-9 ay kadar sürer. Belirtilerin şiddetini kaybettiği ya da semptomsuz 9-12 ay süren ara dönemler bulunur

 

Tedavi

Somatizasyon bozukluğunda farmakolojik tedavilerin yeri son derecede sınırlıdır. Depresyonun eşlik ettiği olgularda antidepresanlar kullanılabilir. Benzodiazepinlerin yararlı olduğunu ileri süren çalışmalar olmasına karşın benzodiazepinlerin bağımlılık yapma potansiyeli sürekli kullanımlarını engellemektedir.

 

Somatizasyon bozukluğunun tedavisinde aşağıda belirtilen temel ilkelerin benimsenmesi yararlı olabilir.

1. Bu hastalar tek bir hekim tarafından izlenmelidir. Hasta ile iyi bir iletişim oluşturmayı başarmış pratisyen ya da dahiliye uzmanı bir hekim en uygun olanıdır.

2. Hasta düzenli aralıklarla görülmelidir. Başlangıçta haftada bir kontrol uygun olabilir. Bu hastanın güvenini kazanmak için iyi bir süredir. Zamanla ayda bir kontrole çağırmak yeterlidir. Düzenli aralıklarla kontrol hastanın sürekli var olan somatik yakınmaları üzerine denetim kurmasını kolaylaştırır.

3. Her kontrolde özellikle yeni belirtilere yönelik dikkatli ama kısa bir fizik muayene gerçekleştirilmelidir. Bu hastanın güvenini yenilemenin yanında somatizasyon bozukluğu hastalarında ortaya çıkması muhtemel bağımsız bir tıbbi hastalığın tanısı için de önemlidir.

4. Hastanın yakınmaları her defasında da olsa makul bir süre dinlenmelidir. Fiziksel yakınmaların duygusal çatışmaların bir boşalım yolu olabileceği düşünüldüğünde, dinlenilmek hastayı rahatlatacaktır.

5. Hastaya yapılan her işlemle ilgili açıklayıcı bilgi verilmelidir. Hastanın şüphelenmesine fırsat verecek belirsiz ifadeler kullanılmamalıdır.

6. Gereksiz tetkik yaptırmaktan ve gereksiz ilaç kullanmaktan kaçınılmalıdır.

7. Bir psikiyatristin tedaviye katılmasının uygun olacağı konusunda hastalar ikna edilmeye çalışılmalıdır.

Psikoterapötik yaklaşımlar hastaların semptomlarıyla başa çıkmalarına, altta yatan duygularını dışa vurmalarına ve duygularını göstermeleri için daha sağlıklı yöntemler geliştirmelerine yardımcı olur. Eşlik eden duygudurum bozuklukları ve anksiyete bozuklukları için gerektiğinde ilaç verilebilirse de, somatizasyon bozukluğu olan hastaların ilaçları kendi bildikleri gibi kullanma eğilimi göstermelerinden dolayı tedaviye uyum yakından izlenmelidirler.