home icon ile ilgili görsel sonucu Prof. Dr. Özcan UZUN
Psikiyatri Uzmanı
 
   
HASTALIK ANKSİYETESİ BOZUKLUĞU

 

Hastalık hastalığı, 'hipokondriasis' olarak da bilinir. Kişinin vücut belirtilerini yanlış yorumlamasına bağlı olarak, ciddi bir hastalığı olacağı korkusunu ya da ciddi bir hastalığı oluğu düşüncesini taşıyıp durması ve yeterli tıbbi değerlendirme yapılmasına ve güvence verilmesine rağmen bu düşüncelerin sürüp gitmesi ile karakterize bir hastalıktır.

Yaygınlığı

Kadın/erkek oranı eşittir. Herhangi bir yaşta başlayabilirse de en sık başlangıç yaşı 20-30 arasıdır. Hipokondriazis genellikle epizodik bir gidiş gösterir. Epizotlar aylar-yıllar sürebilir ve arada belirtilerin olmadığı uzun dönemler bulunabilir. Psikososyal stres kaynaklarıyla hipokondriak belirtilerin alevlenmesi arasında açık bir ilişki olabilir. Hastaların yarısı ya da üçte biri tedavi ile önemli ölçüde düzelir. Hipokondriazis tedavisinde, depresyon ya da anksiyete gibi eşlik eden başka bir bozukluk yok ise farmakolojik tedaviler nadiren işe yarar. İyi bir hasta hekim ilişkisinin oluşturulmasını takiben, somatizasyon bozukluğunun tedavisinde söz edilen psikolojik yaklaşımlardan hastaların önemli bir bölümü yarar görür.

Belirtileri

Normal bedensel duyumlar (hafif bir sızı, ağrı ya da rahatsızlık), olağan vücut işlevleri (kalp atımları, bağırsak hareketleri, peristaltik aktivite gibi) ya da çok küçük bedensel anormallikler (arada bir dışkıda mukus görülmesi, nazal akıntı, hafifçe büyümüş bir lenf nodu) üzerinde aşırı durulması ve her belirtinin özgül hastalıkla ilişkilendirilmesi hipokondriazisin temel özelliğidir.

Kişi bu belirtileri ya da bulguları kuşkulandığı hastalığa bağlar ve bunların anlamı, gerçekliği ve nedenleri üzerinde durur. Hipokondriazis tanısı alanlar hastalık hakkında okuduklarından, duyduklarından, birinin hastalandığını öğrenmekten, kendi bedenleriyle ilgili gözlemlerden dehşete kapılabilirler.

Korktuğu hastalıkla ilgili endişeleri çoğu zaman kişinin benlik algısının temel özelliği, toplumsal etkileşiminin başlıca konusu durumuna gelir ve yaşamındaki stres kaynaklarına gösterdiği bir tepki biçimini alır. Hastalar sıklıkla kalp, kanser, hepatit, AİDS gibi hastalıklardan şüphelenir ve verilen tüm güvencelere karşın bu fikirlerini değiştirmezler. Hastalar yakınmalarını uzun uzun ve çok ayrıntılı bir biçimde sunarlar. Aceleci ve ısrarlı bir biçimde, hekime fırsat vermeden, durmaksızın konuşarak yakınmalarını anlatırlar. Sıklıkla etkilenen yerlerini hekime göstererek, işlev bozukluğundan ne anladıklarını açıklayarak ya da başlıca ilgi odakları olan önemsiz yapısal bir lezyonu göstererek, sanki ezberden anlatıyormuş gibi sundukları belirtileri üzerinde özellikle dururlar.

Bütün düşünceleri ve konuşmalarının içeriği bedensel yakınmaları üzerine odaklanmıştır. Yakınmalarının kendilerini nasıl etkilediği ve başarısız çare arayışları üzerinde dururlar. Daha önce ilişki kurdukları hekimlerden ya da çok aşırı bir biçimde okudukları tıbbi kitap, dergi ya da gazete yazılarından edindikleri tıbbi terimleri ya da anlaşılmaz birtakım sözcükleri sık kullanırlar. Hipokondriak hastalar semptomlarından dolayı endişeli ve kaygılıdırlar. Birçok hasta doktor doktor gezmeyi, bir hastaneden diğerine gitmeyi bir yaşam biçimi haline getirmiştir. Bu hastalar zaman zaman hekimlerin tıbbi bilgisini sınayıcı bir tavır içine de girerler.

Nedenleri

Nedeniyle ilgili öne sürülen teoriler; bu kişilerin fiziksel rahatsızlık eşiklerinin ve toleranslarının düşük olduğunu, sosyal öğrenme modeliyle hasta rolünü benimsediklerini, belirtilerin düşük özgüven ve suçluluk duygularının bir sembolü olduğunu savunmaktadırlar. Ayrıca %80 oranında depresyon ve anksiyete bozuklukları ile ilişkili olması, hipokondriazisin diğer mental bozuklukların bir türevi olduğu görüşünün ileri sürülmesine neden olmuştur.

Tedavi

Psikoterapötik yaklaşımda ilk adım, hastanın çektiği sıkıntı ile eş duyum sağlayarak hastayla sağlıklı bir ilişki kurulmasıdır. Somatize eden hastalara "her şey zaten senin kafanın içinde" gibi yorumlarla yaklaşılmamalıdır. Hasta için ağrısı bir gerçekliktir ve hekimler, ağrının intrapsişik kökenli olduğunu düşünseler de bu gerçeği kabul etmelidirler. Ağrının duygusal yanına iyi bir giriş yolu, ağrılı kişinin yaşamındaki kişiler arası uzantılarını araştırmaktır. Sözgelimi evlilikle ilgili sorunlar araştırılarak hastanın psikolojik ağrısının kaynağına ulaşılabilir ve fizik yakınmaların önemli kişiler arası ilişkilerdeki işlevi ve önemi anlaşılabilir.